29 Eylül 2014 Pazartesi

Çoğumuz acı çekmemek uğruna bir çok hata yaparız. Bir yanlış, başka bir yanlışa sebep olur. Herşey mutlu olmak, acı çekmemekiçindir ama insanoğlu hep acı çeker. Mutluluğu ne kadar kovalarsak kovalayalım, acı bizi esir alır. Hatta daha çok kovaladıkça daha çok acı çekeriz. Hayatımızda mutlu anlardan çok, mutsuzluk görürüz. Ve bu bir süre sonra bu kısırdöngüye dönüşür. İçinden çıkılamaz bir hal alır.


Peki acıdan kaçmak mümkün mü? Tabi ki hayır... Çünkü herşey zıttı ile var olur. Sadece geceyi seçiyorum diyemezsiniz. Gündüz de vardır.Sadece yaz olsun istiyorum diyemezsiniz. Kış da vardır. Sadece yaşamayı seçiyorum diyemezsiniz, ölüm de vardır. Sadece mutlu olmak istiyorum diyemezsiniz.  mutsuzluk da vardır. Bunlar hayatın gerçekleridir. Ve herşey, zıttı aracılığıyla var olur. Mutluluğu anlamlandıran mutsuzluktır. Yaşamı anlamlandıran ölümdür. Geceyi anlamlandıran gündüzdür. Bunları olduğu haliyle, hayatın bir gerçeği olarak kabul etmediğimiz sürece kendimizi gereksiz acı bir kısır döngünün içinde buluruz. Hayata karşı isyankar oluruz ve bu çok tehlikelidir. Hayatın güzelliklerini artık göremeyiz. Gülmeyi unuturuz. Bu bizi tahammülsüz yapar. Devamlı bardağın boş tarafını görmemize neden olur. Ve işin en kötü yanı, bu acılarla mücadele etmek uğruna başka bir acı yaratırız ve kendimize olan saygımızı, masumiyetimizi yitiririz. Bu çok daha kötü bir durumdur. Ama bunu bilinçsizce yaparız. Karanlıkla savaşmaya kalkarız. Ancak karanlıkla ne kadar savaşırsanız savaşın, onu yenemezsiniz. Çünkü karanlık boşluktur. Somut birşey değildir. Bir sivrisineğe tüfekle ateş etmeye benzer. Ona savaş açtıkça birçok şeyi berbat edersiniz. Ve onu ancak yine somut olmayan birşeyle yenebilirsiniz. O da ışıktır. Karanlığın üzerine ışık getirebilirsiniz. O zaman karanlık yok olur. Aksi halde onu yenmek uğruna yapacağınız birçok hamle, sizi daha çok batağın içine çeker.


Peki bataktan kastım nedir?  Bana "Madem acı çekmek normal ise, o zaman neden bunlardan bahsediyorsun? "  diye sorabilirsiniz... Sizi anlayabiliyorum. O yüzden şimdi size acının 2 halinden bahsedeceğim...


Birincisi bizi geliştiren, daima ileri götüren, bize daima birşeyler katan acı türüdür... Ben buna pozitif acı diyorum...  Bu acı yaşanmalıdır. Unutmayın, saf olmayan altın bile ateşten geçerek saf altına dönüşür.  Bu bedeli ödemekten korkmayın. Ancak MASUMİYETİ'nizi koruyarak...


Peki nedir masumiyet?  Masumiyet  kendimize saygımızdır, dürüstlüğümüzdür. Varlığımızın saflığına olan inancımızdır. Egomuz bizi ne kadar kirletmeye çalışsa bile içimizdeki hiç kirlenmeyen özün farkına varabilmektir. Aldatılsak, kandırılsak bile, çevremizde olup biten çirkin şeylere rağmen, bizle pazarlık  yapan masum olmayan insanlara rağmen yüreğimizi temiz tutabilmektir.  İşte bunların tümü, huzura giden yoldur. Bizi kötü hislerden alıkoyar. Hayata daima güleryüzle bakmamızı sağlar. Çünkübiliriz ki bizi kandırmak isteyen, kötülüğümüzü düşünen insanlar olsa bile bu onların kendi sorunudur. Onların bu kötü düşüncelerine odaklanıp canımızı sıkmayız. Çünkü sahip olduğumuz masumiyetin bizim gücümüz olduğunu biliriz. Yüreğimizin, bizim ötemizde olan birşeyin hep yanımızda olduğunu biliriz. Çevremiz tarafından yalnız bırakılsak bile aslında yalnız olmadığımızı biliriz. Çünkü en büyük destekçimiz yüreğimizdir. O bize yeterlidir. Ve kimsenin bize yardım etmesine de ihtiyaç duymayız çünkü yüreğimiz, bize yol gösteren en büyük rehberimizdir...


O halde, tüm bunların ışığında söyleyebiliriz ki, masumiyetimizi kaybetmemek birinci koşuldur... Gerekirse bunun uğruna acılar çekelim. Elimizdeki birçok şeyi kaybedelim. Kesinlikle buna değer. Bunu tüm kalbimle söylüyorum ki, bu acı az sonra bahsedeceğim diğer acıların yanında bir hiçtir. 


Pozitif acı'nın yanında bir de negatif acı vardır... Bu bizi geliştirmeyen, sadece zaman kaybı olan, bunalımlara sokan, hayata küstüren, herşeyin anlamsız olduğu hissine kapılmamızı sağlayan, bırakın en ufak şeyden mutlu olmayı, büyük şeylerden bile mutlu olmamızı engelleyen bir acı türüdür...  Bu acının temelinde yukarıda bahsettiğim masumiyet duygusunun yokluğu, kirlenmişlik, değersizlik, pişmanlık hissi vardır. Bunların tümü bizi hayata küstüren iğrenç duygulardır. Bunu yaşayan insanlar tamamen uykuya geçer. Bir hayalet gibi yaşar. Hiçbirşeye odaklanamaz. Hiçbirşeyden keyif alamaz çünkü o kötü duygular insanı esir alır. İnsan bir kısır döngü içinde sürekli bu kötü hisleri yaşar. Hayat akıp giderken, bir bakmışız ki çoğu şey önümüzden geçip gitmiştir. Yaşam boşa harcanmıştır. Önümüze gelen güzellikleri göremeyiz çünkü tüm bu negatif duygular bir perde gibi bu güzelliklerin görünmesini engeller. O güzellikleri yaşayamayız, çünkü içimizde bir ses "Sen kim oluyosun da mutlu oluyorsun, sen mutluluğu haketmiyorsun"  diye bağırır durur... Mutluluk önümüze gelse bile, onu reddederiz. Acılara bağlanmışızdır ve bu acılar bir kanser gibi tüm hücrelerimizi sarar...



Evet, acı her zaman olacak, o hayatın bir gerçeği ama en azından pozitif ve negatif acıyı seçme özgürlüğüne sahibiz... Birşeyler kaybetmek uğruna bile olsa bizi geliştiren acıları seçin diyorum ben... Emin olun kaybedecek hiçbirşeyiniz olmayacak.